24 Şubat 2011 Perşembe


Karanlık bir sokakta yürüyordum,önüme bakmama rağmen üzerimdeki tedirgin bakışları hissediyor,bu bakışlarda neyin saklı olduğunu tahmin etmeye çalışıyordum.Bakışlar…Kimisi mavi ve berrak,kimisi ışıl ışıl bir yıldız …Halbuki insanların bakışlarını okuduğumdan beri canım sıkılıyor.

Bakışlar kadar dürüst olan hiçbirşey tanımadım.Çünkü bir merhaba bile uzak içimize...işte bu yüzden gitmek gerek uzak bir sahil kasabasına…Bütün gün çalan gemi düdükleri ile kaçıp giden hayalleri düşünmek ve bir sigara yakıp kahvenin köpüğünde kaybolmak gerek.Şehrin kıvraklığına kapılıp sevişmeyi ve sevmeyi yeniden öğrenmek gerek.

Aslında gerekle biten cümleleri sevmem.Fakat bu gerekler zorundalık olduğu için değil,aksine hayal olduğu için güzel…Çocuklar da buyüzden güzeldir,çünkü onlar da gerekçesiz ve ‘’gerek’’siz hayal kurarlar.

17 Şubat 2011 Perşembe


Küçük kız,aklındakileri çantasına koyup gitti.Geride kalanlar solup gidenlerdi.Soğuk ve sessiz bir yer vardı aklında,üşüdü…Kimsesizliğin verdiği sessizlikten kaçıp kalabalık caddelerde gezindi.Daha boş ve daha yalnız yüzler gördü ama keyfi kaçmadı.Alışmıştı soğuk ve yalnız yüzlere.Sıcak bir kahve içmeyi denedi tarçın kokan bir kahvehanede.

Burada içimi ısıtan ne olabilir,ne olabilir?!

Keyfi kaçtı kalktı gitti,aklındaki soğuk ve sessiz yeri çantasına koyup uzaklaşamadığı sürece hiç ısınamayacağını anladı.

Dünya bazen soğuk ve anlamsız bir yer küçük kız,çantana buz gibi düşünceler koymadan önce ısıt onları,belki daha kolay olur…